TERZİ BABA/ “Dünya için Allah demem”


24/11/2009 · Kategori: Gonul Kimyasi

 

Anadolu'da yetişen büyük velîlerden. İsmi Muhammed Vehbî'dir. Hayyât Vehbî diye meşhûrdur. 1780 (H.1195) senesinde doğdu. Osmanlı Müellifleri, Sefînet-ül-Evliyâ, Esmâ-ül-Müellifîn adlı eserlerde Erzurum'da, diğer bâzı eserlerde ise, Erzincan'da doğduğu yazılıdır. 1847 (H.1264) senesinde Erzincan'da vefât etti. Dergâhının olduğu yere defnedildi. Bugün burası Terzi Baba Mezârlığı diye anılmakta, mezârlığın ortasında türbesi bulunmaktadır.

 

Terzi Baba temel din bilgilerini tahsîl ettikten sonra, anne ve babasının isteği üzerine, bir sanat sâhibi olmak için terzilik öğrenmeğe başladı. Terzi Baba diye meşhûr olması buradan gelmektedir. Dünyâya hiç rağbeti yoktu. Âhirete meyli çok fazla idi. Mesleği ile meşgûl olurken, ibâdeti terketmez, nefsinin arzû ve isteklerini yapmama husûsunda âzamî gayret gösterirdi. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin halîfelerinden Şeyh Abdullah Mekkî Efendi ile görüştü ve ona talebe oldu. Bundan sonra Terzi Baba'nın mânevî mertebesi günden güne ilerledi. Nefsle mücâdele ve riyâzette çok ileri derecelere ulaştı. Abdullah Mekkî Efendi, ona icâzet verdi.

 

Abdullah Mekkî Efendi ile tanışmaları şöyle oldu: Terzi Baba, hem dikiş diker hem de dili ve kalbi ile Allahü teâlâyı anardı. Dükkânında dikiş dikerken, her iğneyi kumaşa geçirip çıkarışta dili ve kalbi ile Allahü teâlânın ism-i şerîfini söylerdi. Halîm selîm, mütevâzî bir zât idi. Kimsenin hâlini bilmesini istemezdi. Fakirleri çok sever ve bu sevgisini açıkça belli ederdi.

 

Bir gün Erzincan'a seyyah fakirlerden birisi geldi. Üzerindeki palto çok eski olduğu gibi, ele alınmayacak kadar kirli idi. Bu zât paltosunu diktirmek için şehirdeki terzileri tek tek gezdi. Fakat mürâcaat ettiği bütün terziler onun elbisesini dikmek değil, el sürmekten bile çekindiler. Terziler o fakir zâta alay yollu; "Şurada Terzi Baba var. Ona götür, o diker." dediler. Zavallı fakir zât, Terzi Baba'yı buldu. İstediğini anlattı. Terzi Baba'dan, red yerine hüsn-i kabûl gördü. Terzi Baba ona; "Paltonu bırak, inşâallah yarına hazırlarım." dedi. Terzi Baba paltoyu alıp, güzelce yıkadı, kuruttu ve dikti. Ertesi gün o fakire elbisesini teslim etti. Bütün bu yaptıklarının karşılığında ücret almadı.

 

 O fakir zât paltosunu temizlenmiş, dikilmiş görünce çok memnun oldu. Terzi Baba'ya nazar edip, Allahü teâlânın sevdiklerinin sohbetine kavuşması için kalben duâ etti. Bu günlerde Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, halîfelerinden Abdullah Mekkî Efendiyi Anadolu'ya göndermişti. Abdullah Mekkî Efendi, Erzurum'a uğramış, sonra Erzincan taraflarına yönelmişti. Erzincan'a yaklaşınca, yanındaki arkadaşlarına; "Hocamızın bize târif eylediği memleket, Allah bilir ya burasıdır. Burada bir zâtın bizde emâneti vardır." demişti. Abdullah Mekkî Efendi, Erzincan'ı şereflendirince, insanlar akın akın ziyâretine geldiler.

 

 Gelenler arasında Terzi Baba da vardı. Abdullah Mekkî Efendi, ilk defâ gördüğü Terzi Baba girince ayağa kalktı. Dâvet edip yanında yer verdi. Hiç kimseye yapmadığı iltifâtı Terzi Baba'ya yaptı. "Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinden bizde bir emânet var. O emânete seni müstehak gördüm. Bu emânet sana çok menfaatler sağlar. Kabûl edersen sana teslim edeyim." dedi. Terzi Baba da;

 

"Siz bilirsiniz efendim, maddî menfaatse; dünyâ için Allah demem." cevâbını verdi. Abdullah Mekkî Efendi bu cevâbı alınca; "Oğlum, sen bulacağını buldun. Teslim edeceğim emânet seni dünyâ sevgisinden kurtarmaktan başka bir şey değildi." buyurarak, Terzi Baba'ya himmetle nazar edip, emâneti tevdî etti. Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn-i Buhârî hazretlerinin yolunda terbiye edip, kemâle ermesine vesîle oldu. Terzi Baba'ya hilâfet verip, Allahü teâlânın kullarına, Allahü teâlânın dînini öğretmek ve mârifetullaha kavuşturmak vazifelerini verdi. Bunun üzerine, Terzi Baba'nın hâli derhal değişti. Mânevî feyzler deryâsına daldı.

 

Bu hâdiselerden sonra, Terzi Baba'nın yüksek derecesi halk arasında duyulup, yayıldı. Herkes istifâde etmek için ona geldi. Zamanla Terzi Baba'ya bağlı talebelerin sayısı günden güne arttı. Bu hâli çekemeyenler, onun hakkında dedikodu etmeye başladılar. "Ümmî bir câhilin başına bu kadar insan toplanmış." diyorlardı.

 

 Hattâ ilimden biraz nasîbi olanlar da, bu gibi sözleri söylemeye başlamıştı.Bunun üzerine beldenin müftîsi, TerziBaba'yı imtihân için dâvet etti. Maksadı ise, TerziBaba sorulan suâllere cevap veremeyince, cehâletini anlayıp, insanları irşâd, yol gösterme dâvâsından vazgeçmesini temin etmekti. Terzi Baba, müftî efendinin dâvetini kabûl edip gitti. Orada büyük bir ilim meclisinin toplandığını gördü. Müftî efendiye kendisini niçin dâvet ettiğini sorduğunda, müftî efendi ona; "Biz seni imtihan için dâvet ettik. Hakkınızda birçok dedikodu yapılıyor. Buna son vermek lâzım geldi. Şimdi bâzı suâller soracağız. Siz cevap vereceksiniz." dedi.

 

 Sonra Sıfat-ı sübûtiyyenin kaç tâne olduğunu ve daha başka suâlleri sordu.Terzi Baba büyük bir hakîkati ortaya çıkarmak için; "Allahü teâlânın, bu şehirde yaşayanlara göre yedi, diğer beldelere göre sekiz tâne sıfat-ı subûtiyyesi vardır. Bu beldeye göre Allahü teâlânın Subûtî sıfatları şunlardır: İlim, Semi', Basar, İrâde, Hayât, Kelâm ve Tekvîn. Bu şehre göre Allahü teâlânın Kudret sıfatı yoktur. Çünkü bu şehir insanları Allahü teâlânın Kudret sıfatını inkar etmektedirler. Eğer bu şehrin insanlarıAllahü teâlânın Kudret sıfatına inansalardı, Allahü teâlâ bir ümmî kulunda, insanlara doğru yolu gösterme kâbiliyetini yaratmaya kâdirdir, derlerdi." cevâbını verir vermez, orada bulunanlar, Terzi Baba'nın ilm-i ledünnîye sâhip, kâmil bir zât olduğuna kanâat getirip, ellerine kapanarak af dilediler. Ona gereken ikrâm ve hürmet gösterdiler.

 

Terzi Baba'nın yetiştirdiği talebeler arasında en meşhûrları; Hâfız Rüşdü Efendi, Hacı Mustafa Fehmi, Leblebici Baba'dır. Terzi Baba, ilâhî aşk ile dolu âdetâ ikinci bir Yûnus Emre'dir. Tasavvufun hakîkatlerine dâir, Miftâh-ul-Kenz isminde manzum eseri çok meşhûrdur.

 

BOZUK SAZ

 

Terzi Baba, pekçok rumuz ve işâretler yâni kapalı mânâlı şeyler söylerdi. Erzincan ahâlisinden Hacı Hatip Efendi isimli zât, bir kazâya kâdılığa tâyin edildi. Hacı Hatîb Efendi öyle bir kazâyı bilmediğinden araştırdı. Fakat kimse de bilmiyordu. Gönlü ızdırap ve sıkıntı ile doluydu. Terzi Baba'nın sohbetlerinde ferahlamak için Sarıgül'de olan bahçesine gitti.Terzi Baba bahçede;

 

"Her kim ne ederse kendine eder, yine kendi kendine eder." diyerek dolaşıyordu. Hatib Efendiyi görünce; "Gel ağa bir kahve pişirdim berâber içelim." dedi. Kahve içerken bir müddet murâkabeye dalan Terzi Baba; "Ağa, hem kahve içelim, hem de sana bir hikâye anlatayım.

 

Dinle! Birisi İstanbul'da Aksaray'a doğru giderken bir kahve dükkânına uğramış. Dükkânda bir saz olduğunu görmüş ve çalmak istemiş. Sazın bozuk olduğunu görünce, kahveciye; "Saz bozuk." demiş. Kahveci de; "Onu çalan öyle bozuk düzen çalardı. Sen de öyle çalarsan çal, çalamazsan bırak yerine demiş. Acayip bir hikâye değil mi?" deyip sözünü tamamladı. Hatîb Efendi bu konuşmadan hiçbir şey anlamadı, fakat bu hikâye bizimle alâkalıdır diye düşünüp, edebinden hikmetini soramadı. Birkaç gün sonra bir misâfiri geldi.Çok yer dolaştığından tâyin olduğu yeri bilip bilmediğini sordu.

 

O misâfir; "O kaza Aksaray dâiresinde Bozok sancağındadır." demesiyle Hatip Efendi,Terzi Baba'nın ilk işâretini anlamış oldu. Doğruca o kazâya gitti. Fakat birkaç ay orada hâkimlik yaptıktan sonra halkı ve kazâsı ile uyuşamadığından istifâ edip geri döndü. Bundan da; "Çalabilirsen çal, çalamazsan bırak." sözünün mânâsını anlamış oldu.

 

1) Sefînet-ül-Evliyâ; c.2, s.183

2) Osmanlı Müellifleri; c.1, s.50

3) Esmâ-ül-Müellifîn; c.1, s.643

4) Miftâh-ul-Kenz; s.1325

5) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (50. Baskı) s.1131

6) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.18, s.260

7) Hâtırât-ı Aşçı İbrâhim Efendi; (ÜniversiteKütüphânesi T.Y. No: 78)

 

http://www.biriz.biz/evliyalar/ea1406.htm


Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : TERZİ,BABA,Dünya,Allah,demem

Ben bir öğretmenim


24/11/2009 · Kategori: Edebiyat ve siir

Kara tahta, tebeşir

Çiçek öğrencilerim

Ben bir öğretmenim

Yanan bir mum

Doğan güneş

Kitabı severim

Ben bir öğretmenim

Cehalet düşmanım

Aydınlığı severim

Ben bir öğretmenim

Akan kan

Doğuda vurulan ben

Her gün yeniden fışkıran

Ben bir öğretmenim

Bilgiyle kuşanan

Yavrulara sevdalanan

Ben bir öğretmenim

Vatan benimle yücelir

Bayrak benle şenlenir

Ezan yüreğime seslenir

Ben bir öğretmenim

Her çocuk bir çiçek

Sulanırsa büyüyecek

Ellerimde güzelleşecek

Ben bir öğretmenim

Fatih’leri, Yavuz’ları yetiştiren

Çağ açıp çağ kapayan

Yunuslarla inleyen

Ben bir öğretmenim

Oku! İlahi emir

Nasıl okumam

Bilenle bir olmaz bilmeyen

Ben bir öğretmenim

Bir harf öğrenmiş

Kırk yıl kölesi olmuş

Büyük muallim Hz. Ali

Ben bir öğretmenim

En büyük öğretmen

Hazreti Peygamber

Çağları kucaklayan

Ben bir öğretmenim.

 

İbrahim Çintaş

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : Ben,bir,öğretmenim,tebeşir,peygamber

ÖĞRETMENİM BANA DA KURDELE TAK!


23/11/2009 · Kategori: Edebiyat ve siir

 

Çocukların kimisi kurdele tak der kimisi de takma istemem der. Bu öğretmenler ne yapsın? Bütün öğretmenlerin öğretmenler günü kutlu olsun. Başarılı  ve mutlu nice yıllar diliyorum.

 

ÖĞRETMENİM BANA DA KURDELE TAK!

 

Okumayı sökenlere

Kırmızı kurdele taktı öğretmenim

Elmalarını kızarttı,

Onları öptü

 

Bize kurdele takmadı,

Bizim elmalarımız beyaz kaldı.

Bizi öpmedi.

 

- "Burası tembel sırası

Tembellere kurdele yok."

Başımız eğik hepimizin

Yüzümüzde utancı elmalarımızın.

 

"Bana da kırmızı kurdele tak öğretmenim.

Benim de elmamı kızart.

Beni de öp."

 

Düşüme giriyor kurdeleler

Uçlarında çengelli iğneler

Kaşları, gözleri var.

Tutmak istiyorum kaçıyorlar.

 

-"Bakkal Amca.

Param yok,

Pabuçlarımı vereyim al,

Bana şu kadar kırmızı kurdele ver,

Bir de çengelli iğne..."

 

 Türkan Gedik

 

***

ÖĞRETMENİM KURDELE TAKMA BANA

 

Öğretmenim kurdele takma bana;

Günaydın de, elimden tut,

Taşınsın sıcaklığın,

Okuduğum ilk kelimelere.

 

Boyamasan da olur elmamı.

Olsun, kızarmasın elmam;

Üzülür belki arkadaşlarım.

 

Öğretmenim kurdele takma bana;

Yanımda kal,

Yaptığım resme bak.

“Bunu da öğretmenim, bunu da ben yaptım!”

Diyeyim sana.

Gülüşünü çizeyim, resim defterime.

 

Koymasan da olur resmimi,

Güzel resim köşesine,

Hem, hepimizin resmi sığmaz ki!

 

 Öğretmenim kurdele takma bana;

Sevgiyi öğret.

Barışı, umudu, aydınlığı…

Kaldırdığım parmağı gör.

Korkmadığımı söyleyeyim, karanlıklardan,

Işığınla kucaklayayım evreni.

 

Yıldız atmasan da olur,

Güzel yazı defterime.

Güneşim ol yeter ki,

Üşüdüğüm zamanlarda.

 

 Öğretmenim kurdele takma bana;

Çiçekler tak saçıma.

Her gün kokunu bırak, sınıfta,

İlk ben geleyim okula,

İlk ben kucaklayayım seni, herkesten önce.

 

Kurdele takmasan da olur, yakama,

Kanatlarım ol, uçurumlarda,

Yükselirken yanımda kal,

En yüksekten senin sesinle söyleyeyim;

Aydınlık Türkiye’nin şarkısını…

 

Alpay CAVLAK

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : ÖĞRETMENİM,BANA,DA,KURDELE,TAK

Başarının Matematiksel Formülü


20/11/2009 · Kategori: Cuma Mesajlari

Bu Cuma öğrencilere ve kendini her daim öğrenci hissedenlere seslenmek istiyorum. Küçükken şöyle kısa bir şiir ezberlemiştim:

Okulun yolu taşlarla dolu.

Biraz da yokuş yap beni bir kuş.

Kanat açayım ben de gideyim.

Kanattır heves, ederse herkes

Heves ederse olur ne derse…

 

Sanırım babamın bana okuttuğu küçük bir kitapçıkta yazıyordu.Gayretin kanat demek olduğunu, gayretli olunursa kuş gibi uçarak başarıya ulaşılacağını ne güzel anlatıyor.

Bir de çok sevdiğim şöyle bir söz var:

“Men talebe celebe

 Men cale nale” 

Her kim isterse elde eder, her kim ararsa ulaşır demek. O halde her türlü bahaneyi def ederek yılmadan çalışacağız. Lise son sınıfta maddi imkânsızlık nedeniyle dershaneye gidememiştim. Sınıfımızda sadece benimle beraber iki kişi gidemiyorduk. Diğer arkadaşlarımın hepsi de gidiyordu. Bir an ümitsizliğe kapılmıştım. Onlar dershanede ne çok şey öğreniyor, ben ise hiçbir şey bilmiyorum. Bu sınavı kazanamayacağım dedim. Zaten arkadaşlarım da gidemediğim için moralimi bozmuşlardı. Epeyce bir sallantıdan sonra bir gün dedim ki kendime: “Yahu kızım, dershanede bilgiyi huniyle başlarına mı aktaracaklar? Verdikleri testleri dershane mi çözecek? Dershane kazanmak için olmazsa olmaz mı? “

Elbette bu soruların cevabı hayırdı. O halde kendim düzenli bir şekilde çalışmalıydım. Sonunda kendimi toparladım ve sıkı bir çalışma programı yaptım. Yaptığım programdan hiç çıkmadım. Sağolsun annem arada bir “kızım gel biraz bak, senin sevdiğin dizi başladı” diyordu ama ben televizyondan feragat etmiştim. Gözüm üniversite sınavını kazandığım sahneden başka bir şey görmüyordu. Fedakârlık başarı için elzemdir. Ne demişler:” Başarı tatlıdır ama çoğu zaman ter kokar.”

Sonunda ne oldu biliyor musunuz? Ben kazandım ama dershaneye gidip benimle alay eden pek çok arkadaşım üniversite sınavını kazanamadı. Şu bir gerçek ki insan hiçbir şey için mazeret aramamalı. Çünkü bir şeyi yapmak isteyen yapar, yapmak istemeyen de mazeret arar.

Bir baba oğluna demiş ki:

“Bak şu okuldan aldığın karneye! Hepsi zayıf, içinde bir tane iyi yok. Utanmıyor musun?”

Çocuk cevap vermiş:

“Babacığım!Bana niçin kızıyorsun? Onları ben değil, öğretmen yazdı.”

Aslında bu fıkrada çocuğa hak vermiyorum değil. Çünkü bir öğrencinin dersi zayıf ise bundan öğretmeni de sorumludur. Acaba neden başarısız? Bir problemi mi var? Acaba dersi farklı bir şekilde mi anlatsam? Bugün konuyu şöyle anlatsam çocuğun ilgisi artar mı? Bu dersi çocuğa nasıl sevdiririm? Gibi soruları öğretmen kendine sormalıdır. Eğer bütün bunlarda bir problem yoksa o zaman çocuğu başarı yolunda motive etmelidir. Bunun için her türlü yöntemi denemekte ısrarlı olmalıdır. Ailesinden de yardım almalıdır.

Öğrenciler öğretmenler için birer çekirdek birer tomurcuktur. Onların açıp goncaya dönmeleri  ve yeşerip boy vermeleri için verimli bir toprağa, güneşe ve havaya ihtiyaçları vardır.Şunu söyleyebiliriz; verimli toprak onun çalışma ortamı ve gayreti, güneş ona verilecek sevgi, hava da öğretmen ve ailenin ona verdiği destek  olabilir.Her öğretmen tomurcuk derdinde olmalıdır.Çünkü:

“Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.”

Fizik bilgini Einstein’e sormuşlar:

-Hayatta başarılı olmanın matematiksel bir ifadesi nedir?

O şöyle demiş:

a= x+y+z

-a başarılı olmayı gösterirse “x” çalışmayı, “y” de dinlenmeyi gösterir.

-Peki “z” neyi gösterir? Diye sormuşlar. Einstein cevap vermiş:

-“z” de çenenizi tutmayı.

 

Çalışmanın yanında dinlenmenin de önemi vardır. Peki nasıl yan gelip yatarak mı? Hayır. Mesela kendinize bir hobi seçebilirsiniz. Bu hobiyle ilgilenmeniz sizi dinlendirip rahatlatacaktır. Benim blog açıp yazı yazmam gibi. Ya da resimle,müzikle uğraşmak gibi. Aslında dinlenmek iş değiştirmek demektir. Bakın ünlü romancı Halikarnas Balıkçısı hobisini nasıl anlatıyor:

 

“Mevsimi gelince narlar dikerim saksılara. Tohumlarını fide hâline getiririm. İyi bakılırsa kırk elli yıl dayanır nar. Evim saksılarla dolar, eşe dosta dağıtırız. Çoğaltsınlar diye onlara da öğretirim.

Ağaçlar ve çiçekler, bir hayat ve bir güzellik simgesidir.

Bodrum, bitki yeriydi. Doğa cömert, ne ekersen fışkırıyor. Halksa alışılanın dışında bir şey yetiştirmeyi bilmezdi. Tohumları getirttim, fideleri yetiştirdim, tarım uzmanı kesildim. Greyfurt, Washington, Navel, Valancia portakalı, mandalina, yemiş, palmiye diktim.

Cebimde tohumlar, dağı taşı dolaşırken uygun gördüğüm yerlere bunları eker, boy verenlerin üzerine titrerdim. Bunlardan çoğu hoyratça koparılır, kesilir, çiğnenirdi. Ama yılmaz, işimi sürdürürdüm. Bir yeniliği benimsetmenin kolay olmadığını bilirdim.

Özgür, güzel bir dünyayı ancak insanlar kurabilir. Buna inanmışımdır.

Şu kısa hayata içinde, iyi mi ediyorum, kötü mü ediyorum diye harcanacak vakit yok.

İnsanlar birbirine, ömrün uzun olsun diye dua ederler. Ben,”ömrünün her gününü yaşayasın, yaşatasın” diye dua etmeliyiz, derim. Eğer yaşamadınsa suç senin. Bugün yetmişimde bile dipdiriyim. Gün doğuşunu yatakta değil, teknede; küreklerin başında değil, ayakta karşılar, sabah rüzgârının yüzüme vuruşunu iliklerimde duyar, özgürlüğüme, yaşadığıma sevinirim.”

 

Şunu sakın unutmayın televizyon karşısında pinekleyerek çalışkan olunmaz. Başarı elde edilemez. Şu hadisi şerifi anlamaya çalışalım:

İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm, 39)

 

Kimyacının biri deniz kenarında yürürken denizin diğer tarafına geçmek istemiş. Bir kayıkçıya rast gelmiş. Yolda giderken konuşmaya başlamışlar. Kimyacı sormuş:

--Sen okuma yazma bilirmisin? Demiş kayıkçıya.

Kayıkçı :

--Bilirim diye cevap vermiş.

Kimyacı sormuş:

---Sen Avagadroyu bilirmisin?

Kayıkçı bilmem diye cevap verince kimyacı:

--Senin hayatının dörtte biri gitti demiş.

Tam bu sırada fırtına çıkmış. Deniz kabardıkça kabarmış. Koca dalgalar kayığı alıp götürüyormuş.

Kayıkçı sormuş:

--Sen yüzme bilirmisin?

Kimyacı:

--Bilmem , ben daha önce hiç yüzmedim ki!Kayıkçı bunun üzerine:

İşte şimdi senin hayatının tümü yok. Az sonra boğulacaksın.

 

Çalışalım ama faydalı işler için çalışalım. Faydalı ilim öğrenme gayreti içinde olalım. Yoksa yukarıdaki kimyacının durumuna düşmekten kendimizi kurtaramayız. Şimdi artık çeneyi tutma zamanı.

visalyolcusu

 

 Cumanız mübarek olsun.


Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : Başarının,Matematiksel,Formülü,kimyacı,gayret

Karakter ve Başarı


19/11/2009 ·

KARAKTER SAHİBİ OLUNUZ!

Hayat yolculuğunda bize karakter kadar faydalı olacak başka bir yetenek yoktur. Robert Cock şöyle der:

“Karakterin yerini hiçbir şey tutmaz. Beyin satın alabilirsiniz, ama karakter satın alınamaz.”

Karakter hem başarı yoluna düşmemizi, hem de bu yolda ilerlememizi sağlar. Küçük yaşta kendimizi keşfetmeli, zayıf taraflarımızı güçlendirmeliyiz. Ağaç yaş iken eğilir. Yaşlandıkça insanın alışkanlıkları kemikleşir. Yetişkin insanları eğitmek, eğip bükmek zor olur. Onun için genç iken iyi bir karakter kazanmaya çalışmalıyız.

Şimdi iki ayrı karakterde insanları düşünelim ve karakter farklılıklarına göz atalım:

 Kötü Karakterli İnsanlar

1. En kolay işleri yaparlar.

2. İçgüdülerinin ve heveslerinin denetimindedirler.

3. Bahane ararlar.

4. Meydan okumayla karşılaştıklarında pes ederler.

5. Dıştan gelen motivasyonlara göre hareket ederler.

6. Davranışları ve sözleri birbirini tutmaz.

7. Tercihleri, kendilerini başarısızlığa iter.


 İyi Karaktere Sahip İnsanlar

 1. İnanarak seçtikleri işleri yaparlar.

2. İnandıkları değer ölçülerine göre hareket ederler.

3. Problemler karşısında pes etmez, çözüm yolu ararlar.

4. Meydan okumayla karşılaştıklarında karşı koyarlar.

5. Kendi kendilerini motive ederler.

6. Sözleri ve davranışları birbirine uyar.

7. İsabetli tercihlerde bulunur, yapmak istedikleri şeyi başarırlar.

Bir insan kendine dost değilse, kendi yeteneklerini harekete geçiremiyorsa kimse ona yardım edemez.

 AZİM VE İRADENİ GÜÇLENDİR

 Bir hedef belirlemek, o hedefe varmak kararı vermek ve durmadan çalışmak...

Başarılı olmak için bu prensipler çok önemli. Ama kimi zaman olumsuzluk, üstümüze yağmur gibi yağar, görünür görünmez bir sürü engel, irademizi törpüler.

O zaman ne yapmalı?

Bu sorunun cevabını “Başarısızlığı Başarıya Çevirme Yolları” kitabının yazarı Harold Sherman veriyor.

Sherman, insanın kendisini motive etmesini ve başarılı olacağına inandırmasını çok önemli buluyor. Bunun için de bazı prensipler bulmuş. İnsanın kendisine yapacağı basit, ama sonuç verici telkinlerden ibaret olan bu prensipler şöyle:

1. Doğru yolda olduğumu bildiğim sürece asla vazgeçmeyeceğim.

2. Sonuna kadar asılırsam her şeyin yolunda gideceğine inanıyorum.

3. Aksilikler karşısında yılmamalıyım, cesur olmalıyım.

4. Başkalarının beni hedefimden caydırmasına, benimle alay etmesine izin vermeyeceğim.

5. Aksilikleri ve terslikleri aşmak için bütün gücümle çalışacağım.

6. Tekrar denemekten çekinmeyeceğim. Hedefe ulaşana kadar da denemeye devam edeceğim.

7. Bütün başarılı insanlar, zorluklar, yenilgiler ve terslikler karşısında mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Demek ki başarmanın yolu zorluklarla mücadele etmekten geçiyor. Ben de her türlü zorlukla mücadele edeceğim.

8. Karşıma ne tür engeller çıkarsa çıksın, asla cesaretimin kırılmasına izin vermeyeceğim ve asla umutsuzluğa kapılmayacağım.

Kendisini böylesine motive eden, azmini böylesine bileyen ve her türlü zorlukla mücadele kararı alan bir insan, elbette başarılı olur.

En küçük bir problem ve engel karşısında pes edenler, hiçbir zaman büyük işler başaramazlar ve önemli bir iş yapmanın tadına varamazlar.

Büyük hedefi olanlar için, hedefe doğru koşmak başlı başına bir zevktir. Böyle insanların kahveye, meyhaneye, bara gidecek zamanı yoktur. Onlar asil duygulara sahiptirler ve yüce hedeflere koşarlar.


 KARAR VER, PLAN YAP ve UYGULA!

VAZGEÇME, ÜŞENME, ERTELEME!

 Kainatta her şey bir düzen ve intizam içindedir.

“Allah’ın birinci yasası düzendir.”der bir düşünür. O halde biz de işlerimizi planlamalıyız.

Her şeyden neye ulaşmak istediğimizi belirlemeliyiz.

 

BAŞARI PRENSİPLERİ ŞUNLARDIR:

 1. Plan yapmalıyız ve kollarımızı sıvayıp işe koyulmalıyız. Yolumuza elbette engeller çıkacaktır. Onları aşmanın mutlaka bir yolunu bulmalıyız.

2. Asla kimseyi suçlamamalıyız. Bunu bir faydası olmaz.

3. Kimseden yakınmamalıyız. Mutlaka yapabileceğimiz bir şey bulmalıyız. Eksikliği kendimizde aramalıyız. Başkasını düzeltemeyiz. Düzeltebileceğimiz şey, kendimizde ve imkânlarımız dahilinde olmalı.

4. Sızlanmamalı ve mazeretlere sığınmamalıyız. Kendimizi kandırırız.

5. Giriştiğimiz işin sorumluluğunun farkında olmalıyız. Riski göze almalıyız.

6. Kendimize güvenmeliyiz. Bu tavrımız, başkalarının da bize güven duymasını sağlar. Böylece öne geçer ve lider konumuna yükseliriz.

7. Yeteneklerimizi sonuna kadar kullanmalıyız. Yılmamalı, üşenmemeli, pes etmemeliyiz.

8. Mesleğimizi iyi öğrenmeli, bildiklerimizi hayata geçirmek için çalışmalıyız.

Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selem:

“ İstediğinizi öğrenin; fakat bildiklerinize göre hareket etmedikçe ilmin size hiçbir faydası olmaz.” buyurur.

9. Sadece kendimiz için değil, başkalarına faydalı olmak için de çalışmalıyız. Unutmamalıyız ki insan sosyal bir varlıktır. Kendi başına mutlu olamaz. Onun için mutluluğu aile, çevre ve insanlık içinde aramalıyız.

10. Başarılı bir çalışmanın ilk basamağı, uygulanabilir iyi bir plandır.

 Ali Erkan KAVAKLI

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : karakter,başarı,Kavaklı,azim,prensipler

Âkil -Âşık-Mâşuk‏


19/11/2009 · Kategori: Gonul Kimyasi

 

Âkil namazdadır...Âşık niyazdadır...Mâşuk‏  nazdadır.

 

Âkil söyler...Âşık inler...Mâşuk‏  dinler.

 

Âkil münakaşa ister...Âşık gönlü ile konuşur...Mâşuk‏  aşıkı konuşturur.

 

Âkil saatlerce konuşur...Âşık az konuşur ağlayarak...Mâşuk‏  hikmetli sözleri tasdik eyler.

 

Âkil ağlamaz ve gülmez, düşünür...Âşık ağlar ve gülmesi azdır...Mâşuk‏  mütebessimdir ve aşıkını takip eder.

 

Âkil yürür...Âşık koşar...Mâşuk‏  gönüllerde gezer.

 

Âkil "Ben"im der...Âşık "Sen"sin der...Mâşuk‏  "O"dur der.

 

Âkil paradan bahseder...Âşık yareden bahseder...Mâşuk‏  gönül yapar.

 

Âkil saray yapar...Âşık kulübeyi tercih eder...Mâşuk‏  aşıkının huzurunu ister.

 

Âkil yer içer...Âşık az yer ve az içer...Mâşuk‏  yedirir içirir.

 

Âkil çok düşünür...Âşık dünyayı az düşünür...Mâşuk‏  temaşadadır gönülde hüküm eder.

 

Âkil dünya ilminden söyler...Âşık sevgiden bahseder...Mâşuk‏  her şeyi bilirim demez.

 

Âkil güzeli sever...Âşık herşeyi sever...Mâşuk‏  aşıkını sever.

 

Âkil gezip eğlenmek ister...Âşık zikreder...Mâşuk‏  zikir edeni sever.

 

Âkil mutedil havayı sever…Âşık yanmayı tercih eder..Mâşuk‏ yakmayı sever.

 

M.Nusret TURA

 

(Son devir mutasavvıflarından, İnsan Yayınlarından çıkan güzel eserleri var, okumanızı tavsiye ederim.)


Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : Âkil,Âşık,Mâşuk‏,inler,ilahi

Halk İçindeyken Hakk’la Beraber Olmak


18/11/2009 · Kategori: Kendi Kalemimden

 

Çoğu insan tasavvuf ehli denilince bir kenara çekilmiş dünyayla maddi ve manevi bağı olmayan insanları tasavvur eder. Halbuki dünyaya çalışmak, görünüşte dünya gibi olsa da maneviyata mani değildir.Yani paramız gönlümüzde değil sadece cebimizde olacak.Hem hizmet amacıyla çalışacağız, ailemizin rızkını helal yoldan karşılayacağız hem de manevi dersimizi ihmal etmeyip geliştireceğiz.

 

Tasavvuf ehlinin sosyal hayatı normal insanlardan daha renklidir. Nasıl renkli olmasın? Her şeye farklı bir pencereden bakar. Düşünün bir penceresi olan ev mi daha aydınlıktır? Yoksa çok penceresi olan mı? Hele bir de ev dört cepheli ise. Her pencere farklı bir manzaraya, farklı bir renk cümbüşüne ve gündönümüne şahitlik eder. Ancak tasavvuf ehli dışarıdan renksiz görülür. Dışı belki de simsiyahtır ama bu bütün renkleri topladığındandır. Zaten o kişi dışının nasıl göründüğüyle de pek alakadar değildir.

 

Müslüman zengin olmalı derim her zaman. Sadece Türkiye’deki muhtaçlar değil dünyanın dört bir yanındaki Afrika’daki, Endonezya’daki ve daha bilmem birçok ülkedeki yardıma muhtaç insanlar bizleri, İslamiyet’in kucaklayıcı merhametini beklemektedir. Kurban Bayramı yaklaşıyor. Ne olur paramızın bir kısmıyla Nijer’e, Etiyopya’ya, Filistin’e, Afganistan’a kurbanlarımızı ulaştırsak. Çok güzel olur değil mi? Ama bütün bunlar sadece gönülle değil aynı zamanda maddiyatla oluyor. Müslüman maddi gücü elinde tutmalı. Başka ülkelerin boyunduruğuna girmeden her alanda başarılı olmalı. Neden ünlü bilim adamlarımızın pek çoğu dışarda? Onlara sahip çıkılmıyor. Adlarını bile çoğumuz bilmiyoruz. Oktay Sinanoğlu’nu hiç duydunuz mu? Kendisi moleküler kimya dalında pek çok ilklere imza atmış bir profesörümüz. Aynı zamanda Türkçe’mize sahip çıkmamız adına pek çok çalışmalar yapıyor. O şöyle söylüyor:

 

“Her iki dünyamızın mamur olması için bir formül vardır: bilim+gönül+dil” Aynen katılıyorum. Osmanlı’ya bakınız: Padişahların tamamına yakını tasavvuf ehlidir, gönül insanıdırlar. Ancak ilme çok büyük önem vermişlerdir. Medrese eğitimini koymuşlar hem manevi eğitimi hem de maddi eğitimi ortak çatı altında vermişlerdir. Sonuç hep başarı olmuştur. Ne zamanki bu değerlerden uzaklaşılmış imparatorluk çökmüştür.

 

Tasavvufda murakabe vardır. Kendini Rabbinin devamlı murakabesi altında olduğunu hakkıyla bilen, her yaptığı işi ölçülü yapar, Rabbinin rızasına muhalif iş yapmaktan şiddetle kaçınır. Ticaret yapar helalinden, doktorluk yapar helalinden, öğretmenlik yapar helalinden. Her mesleğin sorumluluğu vardır. Tasavvuf ehli bu sorumluluğun farkında olur. Amacı sadece para kazanmak değil, yaptığı işle Hakk’ın rızasına ermektir. Bunun için kendini en alt seviyede değil yapabileceği en üst seviye ayarında çalıştırır. Evimizi temizlerken en üst seviyeyi seçmez miyiz? Daha temiz olsun diye. İnsanımızın bir ev kadar değeri yok mu?

 

Velhasıl tasavvuf bir kenarda miskin miskin oturmayı yeğlemez. Zaten sohbet ve ictimaileşmek tasavvuf için gereklidir.”Halvet der encümen”, “halk içindeyken Hak ile beraber olmak”tasavvufi terbiyede esas olan şartlardan biridir.  

visalyolcusu


Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : Halk,İçindeyken,Hakkla,Beraber,Olmak

Emir Buhari kuddise sirruh Hazretlerinin Duası/Hizbi


18/11/2009 · Kategori: En Guzel Dualar ve Munacaatlar

Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala âli seyyidina Muhammed. Ya ıddeti ınde şiddeti ve ya gavsi ınde kürbeti ve ya harisi ınde külli musibeti ve ya hafizi ınde külli beliyyeti. Ve salli ala Muhammedin ve ala cemiil enbiyai vel mürselin. Velhamdülillahi rabbil âlemin.

Emir Buhari Hz. şöyle buyuruyor:
''Her kim, bu hizb-i şerifi sabah okursa, akşama kadar gökten kaza yağmuru yağsa onun bir kılına zarar gelmeye. Ve akşam okusa yine kezalik sabaha kadar bir kılına zarar gelmeye. Yetmiş bin melek bütün vakitlerinde muhafızı ola, Biiznillahi Teâlâ.

Bu hizbi kim okusa ve dahi kendi üzerine  üfüre, o kimseye gerek yer ve gerekse gök ehlinin zararı dokunsa bana lanet ede.Gerek hayatımızda ve gerek mematımızda.

Manası:
Ey Allah’ım! Muhammed’e âline ve ashabına salât ve selâm kıl.
Ey zor ve şiddetli hallerimde yegâne hazır makamım!
Ey gam ve kederimde yegâne sığınağım!
Ey her musibetten koruyucum!
Ey her belâdan muhafızım!
Muhammed’e ve âline nebi ve resul bütün peygamberlere salât ve selam kıl.
Hamd ancak sana mahsustur. (Âmin)

Arkadaşlar bu duayı sabah akşam okumaya devam edelim. İnşallah do gribi de dahil bütün hastalık, bela ve musibetlerden emin oluruz.

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : Emir,Buhari,Hazretlerinin,Duası,Hizbi

Azim ve Sebat Üzerine Kısa Kısa...


16/11/2009 · Kategori: Karakter Egitimi

 

Charles F. Kettering, başarısızlıktan dolayı yılgınlığa düşmemeyi tavsiye eder ve şöyle derdi:

 

- Başarısızlıkla karşılaştığınız zaman, neden başarılı olamadığınızı düşünün.

 

Çünkü her başarısızlık, başarının zirvesine götüren yolda, size yeni bir adımdır.Edison öldüğünde, geride, yapmak istedikleri, düşündükleri, tecrübeleri ile doldurulmuş 2900 adet defter bırakmıştı.

 

Başarısızlıklarından ders almayı bilenler, başarıya, her başarısızlıkta biraz daha yaklaşmış olurlar.

 

 

 

Edison'un, üzerinde çalıştığı elektrik ampulün içine koyacağı tel için 200'den fazla maddeyi denediği söylenir.

 

Bir gün kendisine:

- Bugüne kadar 200'den maddeyi denedin, yine de başaramadın. Neden bu işten vazgeçmiyorsun? denilmişti.

Edison'un cevabı düşündürücüydü:

- Hiç de değil! Ben 200 maddenin ampul teli olarak kullanılamayacağını keşfettim. Yakında, ampulü ışıklandıracak teli de bulacağım.

 

Başarının önündeki en büyük engel, yılgınlık ve kararsızlıktır. Azimli ve kararlı olmak, başarının temel şartıdır.

 

 

  

 

Afrika kâşiflerinden gezgin David Livingstone'a Güney Afrika'daki bir dernek şu mektubu göndermişti:

 

— Bulunduğunuz yere ulaştıracak iyi bir yol buldunuz mu? Eğer buldunuzsa, bize bildirin de size katılmak isteyenleri yanınıza gönderelim.

 

Livingstone'un bu isteğe cevabı şu oldu:

 

— Eğer buraya iyi yol varsa gelmek isteyenleri ben istemiyorum. Benim, yol olmadığı halde buraya gelmek isteyenlere ihtiyacım var.

 

Yolu olan yere herkes gider.

 

Hüner, yolu olmayan yere varmayı başarmaktır.

 

Tüm keşifler, bu gibi azimli insanların eseridir.

 

 

Nobel Edebiyat ödülü sahibi Amerikalı romancı William Paulkner,

"İyi bir romancı olmak için nasıl bir formül tavsiye edersiniz?"Sorusuna şu cevabı vermişti:- Yapabileceğinin en iyisini yapmak, yeterli sayılmaz. Yapabileceğini bildiğinden de yükseğinin rüyasını gör ve her zaman o hedefe ulaşmaya çalış.Çağdaşlarından veya senden öncekilerden daha iyi olmaya gayret et. Kendini aşmaya bak.

 

 

Bir İngiliz kadını, bir gün Lord Northcliffe:

- Ünlü İngiliz yazar ve şairi Thackerey, bir sabah gözlerini açtı ve kendisini meşhur bir adam olarak buldu, demişti.

Lord Norhcliff, bu iddiaya şu cevabı verdi:

- Thackerey, yataktan kalkıp kendini meşhur bir adam olarak bulduğu ana kadar, 15 sene her gün 8 saat yazmıştı.

Bu cevap, başarının öyle bir gecede gelip sahibinin başına konacak bir talih kuşu olmadığını göstermektedir.

 

Küçük bir kasabanın ana caddesinde 2 tatlıcı vardı.

Bir gün onlardan bir tanesi, kasabanın yaşlı gün görmüş adamını ziyaret ederek tatlı dükkanını kapayıp başka bir kasabaya taşınacağını söyledi.

- Dükkanını niye kapatıyorsun? dedi güngörmüş adam.

- Benim rakibim çok iş yapıyor, dedi bezgin tatlıcı. Kasabadaki müşterilerin çoğu, onun dükkanından alış veriş yapıyorlar.

- Kasabada insanların hep onun dükkanına gittiklerini nereden biliyorsun?

- Gayet kolay. Dükkanımın kapısından baktığımda, onun dükkanına giren ve elleri dolu olarak çıkan herkesi görüyorum.

- Senin bütün sıkıntın da işte bu, cevabını verdi güngörmüş adam ve sözlerine şu uyarıyı ekledi:

- Eğer onun dükkanını gözetlemek için harcadığın zamanı, kendi işyerini geliştirmek için kullansaydın, sen de başarılı olurdun...

 

Başkalarının yaptıklarını önemseyenler, başarısızlığa mahkumdurlar.

  

Ünlü bir aktör olan Bert Lahr, sinemada zor bir rolü oynamak istemişti. Film yönetmenleri:

- Ama Bert, saçların beyazlaştı, yaşlandın artık, dediler. O rolün genç işi olduğunu hissettirmek istediler.

Bert Lahr, onlara şu düşündürücü cevabı verdi:

- Damın karla örtülü olması, evin içinde ateş bulunmadığı manasına gelmez.

Bu sözüyle o, yaşlanmasına rağmen, bir genç kadar şevk ve gayret sahibi, enerji dolu olduğunu ifade etmek istiyordu.

Sadece gençler hayallerini gerçekleştirmek için çaba harcarlar. Hayallerini gerçekleştirmek için çaba göstermeyen kişiler yaşlanmışlardır.

 

 

Hayatta başarılı olmuş yaşlı bir adama, bazı gençler:

- Hayatın bize en üst dereceden mutluluk ve başarıyı sağlaması için ne yapmalıyız? diye sormuşlardı.

Ondan şu cevabı aldılar:

— Sizin bu sorunuz, bana bir tek ineği olan köylüyü hatırlattı.

Bir gün, o köylüye adamın biri sordu:

 

"ineğin ne kadar süt veriyor?"

 Köylü şu cevabı verdi:

 

"İneğim hiç süt vermez. Sütü ondan sizin almanız gerekir."

Gençler! Mutluluk ve başarıyı, hayat size vermez. Gayret ve çabanızla o mutluluk ve başarıyı, sizin almanız gerekir.

 

 

Einstein'den bir gün, hayatta başarılı olmayı, matematiksel bir ifade ile anlatmasını istediler.

Bu büyük fizik bilgini cevaben dedi ki:

- Eğer ( a ) hayatta başarılı j olmayı gösterirse, formül şöyledir:

a = x + y + z

Bu formülde ( x ) çalışmayı, ( y ) de dinlenmeyi gösterir.

- Peki ( z ) neyi gösterir, diye sordular.

Einstein cevap verdi:

- ( z ) de, çenenizi tutmayı...

 

 

Gün içinde yaptığımız konuşmaları bir düşünelim, lüzumsuz konuşmalar, işler için harcadığımız zamanı bir şeyler öğrenmek için harcarsak neler başarabiliriz?

 

Ünlü bir yazar, şerefine verilen bir ziyafette, şu konuşmayı yapmıştı:

- Sizi başarıya götürecek formülü veremem.

Ama, başarısızlığın formülünü verebilirim:

"Herkesi memnun etmeye çalışmak"

Anlaşılan o ki, başarılı olmak, mutlaka birilerini rahatsız edecektir. Herkesi memnun edeyim diyen, başarısızlığa mahkûmdur.

 

Amerikanın en büyük işadamlarından Çelik Kralı Andrew Carnegie, New York'ta bir kolejde yaptığı konuşmada, gençlere şu öğüdü vermişti:

- Gençleri çeşitli sınıflara ayırabiliriz.

Vazifelerini yapanlar vardır.

Vazifelerini yaptıklarını iddia edenler vardır.

Üçüncü bir grup daha vardır ki, onlar vazifelerini yaptıktan sonra, biraz daha fazlasını yapmak için çalışırlar. Hayatta büyük başarı elde edenler, işte bu gruptaki gençlerdir.

Sadece kendine verilen görevi yapmak, çalışkanlık değildir. Çalışkanlık, insanın çalışma potansiyelini tam kullanmasıdır.

 

Televizyon karşısında pinekleyerek çalışkan olunmaz.

 

Alıntıdır.

Yorum (2) Yorum yaz! Etiketler : Azim,ve,Sebat,Üzerine,Kısa

Azimli Bir Gencin Hikâyesi


16/11/2009 · Kategori: Hikayeler ve Dini Menkibeler

Size azmin ve inançla çalışmanın, insanı nasıl başarıya ulaştırdığını gösteren bir hikâye anlatacağım.

Kolombiya Üniversitesinin makine mühendisliği bölümünü yeni bitirmiş olan dört arkadaş, yıkanmak için şehrin hamamlarından birine giderler. Hamamdaki büyük havuzda yüzüp şakalaşırken içlerinden biri şöyle der:

-Aklıma bir şey geldi. Çok orijinal bir fikir. Dinleyin. İçimizden biri, kim kendine güveniyorsa, burada çırılçıplak kalsın ve hayat mücadelesine öyle başlasın. Eğer bundan bir yıl sonra hayatını kazanır ve 500 dolar biriktirebilirse öteki üç arkadaş ona biner dolar versin.

Bu teklif karşısında içlerinden en genç olanı haykırır:

-Ben teklifi kabul ediyorum. Anlaşmayı hemen yapın, notere tasdik ettirin ve bana getirin.

Üç arkadaş, zavallının elbiselerini bir torbaya koyup oradan ayrılırlar. Genç, Hazreti Adem kıyafetiyle hamamda kala kalmıştır.

Delikanlı, bir müddet düşünür. Bu kıyafetle sokağa çıksa ya polis tutuklar, ya millet deli diye taşa tutar. Hamam sahibini durumu anlatır. Kendisine bir ay zarfında ödemek üzere bir mayo, bir kutu boya, iki fırça ve bir boya sandığı tedarik etmesini rica eder. Hamamcı kabul eder.

Genç, hemen o gün çalışmaya başlar. Hamama gelen müşterilerin ayakkabılarını öylesine güzel boyar ki kısa süre içinde yalnız müşteriler değil, hamamda çalışanlar da ayakkabılarını ona boyatmaya başlar.

Delikanlı, bir ay sonra hem borcunu öder, hem de sırtına bir gömlek, ayağına bir pantolon ve bir çift ayakkabı almayı başarır. Oradan kıtalar arası seyahat yapan gemi limanına koşar.

Liman müdürüne, Kolombiya Üniversitesinin makine bölümünden mezun olduğunu, İngiltere’ye gidip gelen gemilerde makinistlik yapmak istediğini, böyle bir iş yoksa üçüncü sınıf bir ateşçiliğe de razı olduğunu söyler.

Sağlam vücutlu, iri yapılı gencin sözleri müdürü üzer:

-Kusura bakma, der. Seni ancak ateşçi olarak alabilirim. Makinist ihtiyacımız yok.

-Olsun, ona da razıyım.

-Ama çok zor bir iş. Her seferde büyük kazanların karşısında çalışacaksın, en az on kilo kaybedersin.

-Başka çarem yok.

Delikanlı New York’ta iskelesindeki büyük bir vapurda işe başlar. Üç dört günde büyük bir öz veri göstererek kömürü ocağa çeker. Bir dakika bile boş durmaz. Ateşçilik işinden vakit buldukça da makine dairesine gider; yağlanması, temizlenmesi gereken boruları, vidaları elden geçirir.

Londra dönüşü baş makinist , bu çalışkan delikanlıyı yanına alır ve dördüncü sefere ikinci makinist olarak bir tüccar postasına yerleştirir.

Böylece kendisini en iyi şekilde gösterebileceği işe kavuşan delikanlı, bir yılın sonuna kadar 500 doları biriktirmeyi başarır. Arkadaşlarını bulur, hayatını anlatır ve onlardan biner dolar aldıktan sonra şöyle der:

“Keşke sizlerle daha fazla bahse girişseydim...”

İrade gücü ve başarma azmi, şansı doğuruyor.

Delikanlının başarısında çalışkanlık ve fedakârlık, da önemli rol oynuyor.

Kendine güvenen genç, çırılçıplak hayata atılıyor, kimseye minnet etmeden hayatta kalıyor, para kazanıyor ve başarılı oluyor.


Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : Azimli,Bir,Gencin,Hikâyesi

« Önceki ::